Kaymakam Bey
  • bazen gözlerim doluyor karanlıkta. ama fısır fısır konuşmaya başlıyorsun yine kulağımın dibinde hiç susmuyorsun, ağlamama asla müsade etmiyorsun.

vazodacicek:

küllükte biriktirdiğimiz sadece kül değildi. insanları yaktık ve orada ölüler birikti.

her gün başka bi lağım görüyorum.
eskiden kokusunu alınca midem bulanırdı.
artık durup izliyorum.

Neşet Ertaş - Amanın Leyla

-dinleyin.

Bi dönem çok yakın olduğum, çok sevdiğim insanlarla bağlarımı koparmakta üstüme yok. Ben uzaklaştım, ben uzaklaştıkça onlar uzaklaştı ya da onlar uzaklaştıkça ben uzaklaştım. Böyle böyle bugünlere geldim. Çevremde yakın olduğum insan sayısı elimin parmak sayısını geçmez. Gecenin bi vakti arayıp "boğuluyorum ulan" diyebileceğim hiç ama hiç kimse yok, bazen bu duruma üzülmüyor değilim ama içimdekileri birilerine anlatsam da bi şeyin değişmeyeceğini bildiğimden pek dert etmiyorum.

çok güzel gülen kadınlar tanıdım; hüzünleri, bakışlarında gizliydi.
galiba sonbahar onlara çok önceden uğramıştı.

Hacı Taşan - Bu Gün Ayın Işığı

*
yafescelebi ‘nin önerisiyle.
dinleyelim. sevelim.

Hacı Taşan; babası davulcu, annesi bağlama ustası olan bir halk ozanıdır. Neşet Ertaş’ın babası Muharrem Ertaş’ın çırağıdır. Kırıkkale/ Keskin doğumlu olmasına rağmen o da Neşet Ertaş gibi Çiçekdağlıdır. Ozanlarla ilgili bir söz vardır zaten Anadolu’nun her karış toprağında duyulan :
“Türkü Yozgat’da
doğar, Kırşehir’de
oyun havası olur,
Keskin’de elenir.”

*küçüklüğümde Keskin’deyken türkülerini dinlemiştim dede evinde. oradan hatırlıyorum ismini. Dedem gençken düğünde tanışmış kendisiyle, çok severdi Hacı Taşan’ı.

bi insanı, annesi satıyorsa herkes satar. herkes kandırır.

hiçbir şey yapasım gelmiyor.
hiçbir şeye hevesim yok.
yattım salonun ortasına
ölümü bekliyorum.

dokunduğumuz her şeyi solduruyoruz anasını satayım.
bu açıdan bakınca dünya güzel de  biz güzel değiliz sanki.

Kısa bir şey anlatacağım.
Ben hayatımda yer alan herkesle mücadele içerisindeyim. Çoğu da sözlü mücadele, daha doğrusu tartışma ya da kavga işte. Hayatta en sevdiğim insan ablam olmasına rağmen en çok kavga ettiğim insan da ablam. Küçüklükten beri aramızdaki kardeşlik ilişkisine kimseyi sokmadık. Kavga etsek bile, ben onu / o beni kırsa bile, kendi kendimize onardık her şeyi. Doğru olan da bu bence. kardeşler için “etle tırnak” derler, bilirsiniz. biz, bağzı olaylardan sonra daha da kenetlendik birbirimize. Birbirimizi büyüttük diyebilirim.  O, üniversiteyi kazanıp gittiğinde kendimi ilk defa yalnız hissettim.  

Rüya gördüm bugün.
Ablamı istemeye geldiler.  Birden kendimi güzel kıyafetli birkaç bayanın, ütülü gömlekli pantolonlu adamların oturduğu salonda buldum. “nasılsınız”lar “ne iş yapıyorlar” havada uçuşuyordu. Kapıdan ablam girdi elinde tepsiyle. Kahve dağıttı herkese. Sanki başka bi yerdeymişim de o an oraya ışınlanmışım gibi yadırgıyordum ortamı. Herkes kahvesinden bi yudum aldıktan sonra karşı taraf söze başladı. “efendim, sebeb-i ziyaretimiz..” vs vs. Bunlar konuşulurken damat bozuntusu 32 diş sırıtıyordu, ben ona pis pis bakarken. Ablam koluyla beni dürttü. O zaman düzelttim yüz ifademi, biraz daha uyum sağladım. Sonra o son cümleleri duydum : “kızınızı oğlumuza istiyoruz.”
Ani refleksle babama döndüm, cevabını bekliyorum. Babam gülümsedi. Klasik sözlere devam etti : “gençler beğenmiş, anlaşmış ama oğlum sen ne düşünüyorsun” diye bana döndü birden. Hiç beklemediğim bir ataktı. Elim ayağım titredi ulan. Yutkunup kahveyi bıraktım sehpaya. Bi salon dolusu adam bana bakıyor, ben hiçbir şey diyemiyorum. Ablama da bakamıyorum. Çok garip bi his. 8-9 yaşıma geri dönmüşüm gibi ablamın bana ihanet ettiğini düşünüyorum. Benimle bi yere gidecekken son anda sözünden dönmüş de başkasıyla gitmeye karar vermiş gibi hissediyorum. Bi salon dolusu adam hâlâ bana bakıyor.

Burada galiba bilincimi kaybettim, ekran karardı. Normal dünyaya döndüm.Bunun gerçeği de olacak bir gün, ulan çok kötü bi his.

-Yanlış anlaşılmasın ama ablası olanlar daha iyi anlayacaklardır beni.-

ben duygularımı güzelce yazamam mesela. burda çok güzel yapanlar var bunu. “siz böyle hissediyorsanız ben ne hissediyorum” diye soruyorum kendime. benim cümlelerim yarım kalıyor hep. kelime dağarcığıyla ilgisi yok, az-çok güvenirim dağarcığıma. bu, hissettiklerimi tam anlamıyla anlatacak kelimelerin olmamasıyla ilgili. almanlar gibi paragraf kadarlık yeni sözcük mü üreteyim anlatabilmek için. olmuyor, anlatamıyorum. “ciğerimi yaktı” diyebiliyorum yalnızca. en basit anlatımı bu. ben zaten düşünce ve anı yazılarında iyiyim. duyguları ancak hissettirebilirim.

"kötülerinsin sen dünya.
iyileri öldüren dünya."

Selda Bağcan / Ali Ercan

Küçüklüğümde, okuma yazmayı yeni öğrendiğim sıralardı, Muğla’da dolaşırken gördüğüm her tabelayı okurdum. Belki bin kere geçmişimdir oradan ama her seferinde büyük bi heyecanla okurdum. O okuduklarım arasında hiç unutmadığım iki tabela var :
- Abdi İpekçi Caddesi
- Uğur Mumcu Bulvarı

Her seferinde sorardım anneme, babama. “Bunlar kim ki caddeye ismini vermişler” diye. Annem hep “onlar çok aydın insanlardı” derdi. Öldürüldüklerini ablamdan öğrenmiştim. Ablam liseye yeni geçtiği sıralarda Red tarzı dergiler alıyordu eve babamdan gizli. Dev-lis falan diyordu devamlı, bilirsiniz Che vs. Ingilizceyi yeni öğreniyorum ben de o zamanlar, she nasıl şi diye okunuyorsa Che de çi diye okunuyor sanıyorum. Babam varken ortada çi çi diye gezince sordu babam. Gittim ablamın özel eşyalarını sakladığı kutudan kolyesini aldım, babama götürdüm. Bu, ablamı ilk ve son gammazlamam oldu. Benim yüzümden dayak yedi. Babam sadece kolyeyi öğrendi, dergilerin yeri gizliydi. Evde kimse yokken alıp okuyordum. Okudukça garip geliyordu şu yaşadığım dünya. Fikirleri, günümüzden çok daha ileri olanlar sevilmiyordu bu dünyada. Bunu anladım o zamanlar. Bana Mumcu’yla İpekçi’nin kim olduklarını, suikastlarını anlattı ablam. Bu iki olayın da Muğla’da yaşandığını düşündüm bi süre, hatta isimlerini verdikleri caddelerde. Ne zaman o caddelerden geçsem o suikastlerini görür gibi oldum. Az önce “Uğur’lar olsun”u dinlerken Uğur Mumcu’nun Uğur Mumcu Bulvarı’nda öldürüldüğü an geldi gözlerimin önüne. Bilinçaltı işte, her ikisinin de Ankara’da öldürüldüklerini bilsem de hep Muğla gibi gelecek; çünkü ben onların adlarını ve kim olduklarını Muğla’da öğrendim.